434

Dinler Tarihi 1 ve 2 dersimiz için kullanacağımız kitaplar;

1. Abdurrahman KÜÇÜK-   Dinler Tarihi/ Berikan Yayınları.

2.Resul ÇATALBAŞ-   Radikal Reformistler/ Berikan Yayınları.

NOT: Kitaplar toplu halde yayınevinden alınabilir. Ayrıca aşağıdaki kitaplar kaynak eserlerimizdir.

3. Şinasi Gündüz (ed.), Yaşayan Dünya Dinleri, DİB Yayınları.

4. Mahmut Aydın, Anahatlarıyla Dinler Tarihi, Ensar Yayınları

5. Baki Adam (ed.), Dinler Tarihi, Grafiker Yayınları

6. Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Kardelen Kitapevi

7. Mary P. Fisher, Living Religions, Pearson Education

8. Lewis M. Hopfe-Mark R. Woodward, Religions of the World, Pearson Education

9. Warren Matthews, World Religions, Wadsworth.

10.

 

k_4 kitap_2 kitap1_2

Sevgili Okuyucum, Bu site öğrencilerim ve akademisyen olmak isteyenler için kurulmuştur. Onlara rehber olabilecek birçok bilgi burada bulunmaktadır. Akademisyenliğe niyeti olanlara ise öncelikle “Akademisyen Olmak” adlı yazıyı okumalarını tavsiye ediyorum.

“İlahi! Hamdini sözüme sertac ettim, zikrini kalbime mi’rac ettim, kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin, aşkınla gönlümü bi-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim, hidayetine sığındım lütfuna geldim, kulluk edemedim afvına geldim.

Şaşırtma beni, doğruyu söylet, neşeni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam, sen söyletmezsen ben söyleyemem, sen sevdirmezsen ben sevdiremem. Sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini, yar et bize erdirdiklerini. Sevdin habibini kainata sevdirdin; sevdin de hil’at-i risaleti giydirdin. Makam-ı İbrahim’den makam-ı Mahmud’a erdirdin. Server-i asfiya kıldın. Hatem-i enbiya kıldın. Muhammed Mustafa kıldın. Salat-ü selam, tahiyyat-ü ikram, her türlü ihtiram ona, onun al-ü ashab-u etbaına ya Rab!”                                        (Elmalılı Hamdi Yazır)

 

 

Ayın Konusu (Temmuz 2017)

Nurettin Topçu’dan, “Var Olmak”

“Dünyamıza hakikatin değil, iştihalarımızın gözü ile görüyoruz. Bu zavallı dünya herkes için başka dünyadır. Karınca için büyük, güneşe göre küçüktür. Bahtiyarlar için güzel, bedbahtlar için kötüdür. Bir tüccar çok kazanmayı muvaffakiyet ve fazilet  sayabilir, fukaranın gözünde ise bu istek, kötü bir iştihadır. ”

“İhtirasların hepsi hakikatlerden uzaklaştırıcıdır.”

“Bilmek seyretmek değildir, bir sırrı çözmektir. ”

“Merhametin olmadığı yerde insan yoktur.”

“Zulmü yaratan, sevgisizliktir. Sevmeyen insan, her zaman canavarlığını yapabilen zalim bir varlıktır.  ”

“Yeryüzünün gerçek fatihleri kalpleri kazananlardır. ”

“Oscar Wilde’ın şu sözü herkes için, her zaman yerindedir: ” Alemin bana yaptığı ne kadar müthiş olursa olsun, benim bana yaptığım daha müthiştir. ”

“Hür vatandaş yetiştirmek isteyen, nesilleri sürü haline getirmekten korksun. Her sürü esir sürüsüdür. Ancak fert halinde hür olabiliyoruz. …”

“Hiç kalbi kırılmadan ölen varsa yazık ona, o hiç yaşamamış demektir.  ”  …

“Bize dünyayı zindan yapan düşman değil , dostlarımızdır. Ne garip cilve ! ”

Iztırabın Mânası

“Musset’nin dediği gibi “insan bir çıraktır, ıztırap onun üstadıdır ve hiç- kimse ıztırap çekmedikçe kendini tanıyamaz.” Böylece ıztırap- ta, bir ölümle bir doğum aynı anda, aynı ruhta birleşiyorlar. Kolay bir ölümle çok ağır bir doğum.

İnsanlığın büyük haraketlerini yaratan ıztıraptır. Dinler ve sanatlar, tarihin kaydettiği parlak medeniyetler ıztırabın şaheser­leridir. Peygamberler ümmetlerinin ıztırabını yüklenerek kurtuluş vadini Allah’tan getiren büyük muztariplerdir. Büyük sanatkârlar da dünyamızın bahtiyarları değillerdir. Yunus’tan Akif e, Fuzu­lî’den Dostoyevski’ye kadar bu insanüstü kafilenin sahip olduğu büyük ve âdeta İlâhî imtiyaz, onların büyük ıztıraplarıdır. Iztırap, hepsinin yaratıcılıklarının dokunulmaz berâtıdır sanki.

Birçokları, kendilerine İlâhî lütuf olan ıztırabı değerlendir­meyip varlıklarından iterek kendisine el uzattıkları fâni hazlarla zehirlendiler. Geçici tatminler onları boğdu, yine de onlar kendi katillerini kendilerinde arayacak yerde dışarıda aradılar. Mutlaktan ve sonsuzluktan yüz çevirmek için cemiyetin süsleyerek insanlar arasında yaşattığı izafi ve itibarî değerlere bağlandılar. Bu yüzden hayadan içten zehirlenmeyi andıran sürekli ve içsel bir vicdan aza­bından ileri gitmedi. En sevdiği hasretine kavuşunca onunla sarılıp kucaklaşır gibi ıztıraplarına sarınarak onu kutsallaştırabilenler, ebe­dî hayatlanna dünyada iken başlamış olanlardır. Bu yolda yürüyen­lerden Yunus din velisi, Fuzulî aşkın kahramanı, Namık Kemâl ve Mehmet Âkif millet velisi oldular.

Iztıraptan kaçarak hayatının her halinde hazza koşmak isteyen halk bile onlara hayrandır. Çünkü, farkında olsun olmasın, insanın asıl mayası ıztıraptır. Iztırap, tel­kinini mutlaka damarlarımıza aktaran ahlâk hocamızdır. Gerçekte insan ruhunu en fazla katılaştıran ve zehirleyen hırslarla hasetlerin harabettiklerî kalbi, ıztıraptan başka ne tedavi edebilir? Geçirilen bir hayatın paylaşılmış acılarına dayanmayan dostluk, çürük ve temelsiz olduğu gibi, ıztırapsız yapılan dua şarlatanlıktır. Iztırap, harisiz, sözsüz, sessiz konuşabilen kalbin dilidir. Onun diliyle, canlılarla, cansız varlıklarla, mazi ve mekân ile, sonsuzlukla konu­şabilenler vardır ve onun belâgati bizim zâhir dilimizi sonsuz bir şekilde geçmektedir. Iztırap, kabul olunan içsel dualarımızın dili­dir; bütün gerçek ibadetlerin üslûbudur. İnsanı insan yapan kah­ramanca karşılanmış ızdıraplardır. Iztırap insanı, yaratıkların son halkasında ilahi varlığın eşiğine ulaştırarak belki bir gün bu kapıyı da açtırcak olan kutsal kuvvettir.

Yalan

Yalanın sebepleri çoktur. Hepsi de zaaflarımızdan doğmadır. Kuvvetli adam, sağlam ruh sahibi insan yalan söylemez. Yalan söyleyen adam hastadır; sebepsiz yalan söyleyenler psikopatlardır. Onlar yalanı yalan olduğu için severler, kullanırlar ve hazırladıkları yalanın yalan olmadığına kendilerini de inandırmak isterler. Başka­larını ve kendilerini yine kendi uydurdukları yalanın doğruluğuna inandırdıkları nisbette ruhları tatmin bulur, ancak böylelikle yaşayabilirler.

Çocuklar

Biz günahkarız;meyvası nur olacak ruh tarlasını harabe yaptık.Biz çocuklarımıza zulmettik;ezel bezminde yaşanan hayatın rüyasını yeryüzüne indiren yavrularımızın getirdiği ilahi emanete değer vermedik.Onu kendi rüyasının aleminde elinden tutup adım adım yürüterek hakikatın mihrabına ulaştıracaktık.Çocuk dediğimiz melek varlıkta samimiyet,sevgi,ümit,bunların hepsi vardı.Biz onun ruhundaki bu ilahi tohumları,Cennet kapılarını aydınlatacak olan nurları inkişaf ettirecekken,onu kendi dünyasından çekip ayırdık.Kendi zevk,menfaat,riya ve zulüm zindanımıza soktuk.Ondaki ruh cevherinin daldığı rüya içindeki Allah’a götürücü olgunlaşmayı yalanladık.Yerine kaba maddenin dürtmeleriyle kımıldanan kirli iskeletin bütün isteklerini doldurduk.’’

 

Tarih, Tarih, Tarih…

Rivayet olunur ki…

Nasreddin Hoca’ya bir gün Timur:’Hoca Efendi’ demiş.

-‘Bilirsin ki Abbasi halifelerinin her birinin isimlerinin sonunda Allah lafzı var. Muvaffak Billah, Mütevekkil Aliullah, Mutasım Billah gibi… Ben de Abbasi halifesi olsaydım adım ne olurdu? diye sorması üzerine

Hoca bir an düşünüp:

‘Ey dünyalar sultanı. Hiç kuşku etmeyin ki adınız Neuzubillah  (Allah’a sığınırız) olurdu” demiştir.

***

Onuncu yüzyılın büyük alimlerinden Edülüslü İbn Rüşd’ün, ömrü boyunca kitap okumadan geçen sadece iki gecesi olmuştur. Bunlardan biri evlendiği gece, diğeri ise babasının vefat ettiği gecedir.

***

Hazreti Mevlana’nın müridi Sicareddin’in evinde misafir kaldığı gün sabaha kadar namaz kılıp Rabbine niyazda bulunması üzerine,

Müridi: “Sultanım, sabah oldu. Bir nefes dinlenseniz” diye ricada bulunmuş, bunun üzerine Hz. Mevlana: “İyi ama, eğer biz de uyursak, bunca uyuyana kim imdat edecek?” demiştir.

***

Bursa’yı Yunanlılar işgal ettiğinde Piremir Sultan (k.s) türbesine bakan türbedar, mezarı bastonla dürtüp.
“Ya pir Bursa’yı Yunanlılar işgal etti, kalk kurtar demiştir.” Türbedara rüyasında Piremir:
“Behey ahmak, vatanı düşmandan kurtarmak ölülerin değil dirilerin hakkıdır!” diyerek hışımla bir tokat atmıştır.

***

Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un yakın dostu olan Mithat Cemal Kuntay’ın, Akif’le olan arkadaşlık münasebetini anlatırken yıllarca onun kusurlarını ve falsolarını araştırdığını ve 35 yıl sonra onun karakterini kağıda dökerken, hayranlık hisleri içinde:
“İlk tanıdığım zaman ona inanmadım. Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı. Gayri tabii bir faziletten yorulan yüzünü bir gün görecektim. Fakat otuzbeş sene bugün gelmedi.
Otuzbeş sene onun yanından her çıkışımda kendime hep bu sualleri sordum: Bu tevazu, kendi kendini inkar edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerden yılmayan seciyesiyle kendisini nasıl kahraman sanmıyordu.? Onu yakından tanıyanlar için, her geçen gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi günahlarından muzdarip olurken , o, kendisinin sizden başka olduğunu nasıl görmüyordu?
Onda bütünlük vardı; Kininde de, evlatlık, babalık, kardeşlik kuvvetini alan dostluğunda da, bütünlük… Dostunu, sevmek kelimesinin noksansız mefhumuyla seviyordu: Öldüğü zaman düştüğü zaman, dünya aleyhine döndüğü zaman, yanında olmadığı vakit ve sevmeyenlerin yanında bulunsa bile’